YENİ YAZILAR

tolga

Mumlar ve Kelepçe

   Vahip kendi doğum günü pastası için mum aldıktan sonra, ölmek için sürüden uzaklaşan fillerle ilgili konuşan kızı dinliyordu. Mumları erkenden eve götürmesi lazımdı. Karısı kuru pastaları, kalem pil kadar sarmaları, peynirli ballı kanepelerin hepsini elleriyle hazırlamıştı. Pastanın mumlarını da bir zahmet kendisi alsındı. Bütün gün ikizlerin veli toplantısında “saç dipleri kıçına kadar açılmış” kaşar

10744537_10152747326238232_2056920317_n

Distopya’dan Ütopya’ya: Bir Wachowski Güzellemesi

Geçtiğimiz günlerde muhteşem ve huzurlu bir ortamda, Lana(eskiden Larry) Wachowski’nin 2012 yılında İnsan Hakları Kampanyası çerçevesinde aldığı ödülden ötürü yaptığı konuşmayı dinledim. Lana’ya bu ödül, bir trans birey veya dünyaca ünlü bir yönetmen olduğu için değil; açık açık ve korkmadan bir trans birey olduğunu söyleyebildiği için verildi. Ödülün adı zaten Görünürlük Ödülü. Meselemiz trans bireyler

Nakışlı Karanfil

Savaş artığı bu kent, Yıkımlar hep insanlık üstüne. Bir bina bir cadde daha değil de Bir Hayal Bir Ruh Sırasıyla kurşunlanmış hayat.   Kaldırımların hükmü yok, Serçe adımla yürünmez artık üstünde. Hangi gece düşkünü Ilık şarabıyla öldürür, galiz soğuğu. Gitarı eline emanet filintalar, Sınır boylarına dizili. Nakışı karanfil yemenilerin, Vebali artık topraktadır.

10723074_10205444946309597_519808330_n

Ölü Zaman

Uzun bir zaman sonra, ilk defa güzel bir şey için acele ediyordum. Onunla buluşacaktım. Epeydir görüşmüyorduk. Yeni bir şeyler yazmak isteği kadar özlemiştim onu. İçimde bugün yeşeren umudun ve mutluluğun yanında, bir parça da mutsuzluk vardı. Her zaman olan, onsuz kendimi eksik hissettiğim, elim ayağım gibi bir mutsuzluk… Onun dışında her şey, aniden çiselemeye başlayan

karikatur-2

Behiç Ak: Gülümseten Öykülerin Güzel Kalpli Yazarı

Bir çocuk ve iki yetişkinin resmedildiği bir çizim var karşımda. Adı “Geleceğe Borçlanmak”. Yetişkin birer kadın ve erkek, kafasını yukarıya kaldırmış ve yüzlerine adeta haykırırcasına bakan çocuğu dinlemekte. Çocuğun ağzından çıkan hiçbirimizin reddedemeyeceği bir gerçek: “Bana çok şey borçlusunuz!” Yaşantımızın her günü yüz yüze geldiğimiz bu gerçek Behiç Ak’ın Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan karikatür kitabındaki güzelim

10717464_338885676272547_385518978_n

Corcu Ali

Köy kahvesindeki yerine kurulmuş, gazetesini almış, çayını söylemişti. Sayfaları hızlı hızlı karıştırmış ve aradığını bulamayınca canı sıkılmıştı. Güllü’yü düşündü bir müddet. Gelen çayı bir yudumda yarıladı. “Be mübarek, teneke mi var ağzında?” Kızgın bir bakışla söylendi kahveciye. “Açtırma benim bayramlık ağzımı, o zaman görürsün ne olduğunu.” Kahveci cevap vermeden işine döndü. Bir daha baktı gazeteye,

ahmet keskinkılıç

İnanç ya da İnkârın Devamı

atomu çağrıştıracak sana alnına ikna ettiğim makamsız öpücük bir sabah otuz yedi yaşında uyanacaksın şiirini yatağa getirecek kuş kanatları oldukça alakasız bir Afrika gözlerin durduk yere bedenleşmiş bir esrar dumanı her insanda potansiyel bir ölü uyur dürt edeceksin cesedimi. Ah bunca derindeyken boğulmama el vermeyecek infial fena oksijen yetmezliğinden çekilecek carta beni iklimlerle yıkayan bunaltı

caner

Haşerenin Sonu

“Bak, çölü geçmek önemli ama görüyorum ki çölü kendin olarak geçmişsin. Yazar olmak istiyorsan çölü başkası olarak geçmen gerek. Anladın mı? Kadın olarak geç mesela, ağaç olarak geç, köpek olarak geç.” Barış Bıçakçı   “Ufacıktım, tefeciktim, yerlerin dibindeydim. Kimseyle bir husumetim yoktu. Çoluğuma çocuğuma rızkımı götürmek için didiniyordum. Kimsenin aşına su katmamıştım. Gecenin kör saatlerinde

Çizer Ekibi

Ada

  sonra, söylemek istediklerimizi toplayıp, bir görünmez cisim gibi suyun içine gömdük birlikte gülüyorduk biz, ama kan ağlıyordu duyuyorduk toprak parçasının diğer tarafını yerde yatan biri, ekmek isteyen biri, senin peynir verdiğin çocuklar, bizi birbirimize benzeten biri, hepsi biliyordu olanları, biz gülüyorduk şarkılar mırıldanarak gördüğümüz ortak bir rüyayı hatırlıyorduk ama kan ağlıyordu işte toprak parçası

Ada

  sonra, söylemek istediklerimizi toplayıp, bir görünmez cisim gibi suyun içine gömdük birlikte gülüyorduk biz, ama kan ağlıyordu duyuyorduk toprak parçasının diğer tarafını yerde yatan biri, ekmek isteyen biri, senin peynir verdiğin çocuklar, bizi birbirimize benzeten biri, hepsi biliyordu olanları, biz gülüyorduk şarkılar mırıldanarak gördüğümüz ortak bir rüyayı hatırlıyorduk ama kan ağlıyordu işte toprak parçası

yalnızlar

Facebook

 Zaman öldürme biçimleri.

10012559_10152491384728488_137605780_n

Firik Dede

FİRİK DEDE1980 askeri darbe günlerinde; ovacık’ta abisinin gözleri önünde ağaca bağlanıp, işkence yapılarak kulaksız yüzbaşı tarafından diri diri yakılan behzat fırik’in de babasıdır.. o günden beri, oğlunun acısıyla yas tutan frik dede, sakallarını bir daha kesmedi, acısı da gözyaşları da hiç dinmedi ve bir daha hiç konuşmadı..… “ tam da dört dağ içinde terk edilmiş

Yukarı