YENİ YAZILAR

91c1526ff05448dd91dab1c4faa804c3

Oyun

♫ White Sky – Paul Weller Odadan yankılanan sesler insanı tedirgin ediyordu ama korkudan altınıza sıçsanız dahi bundan vazgeçemezdiniz. Üstündeydim ve nefes nefeseydik. Elleri kalçalarımda geziniyor, tırnaklarını belli aralıklarla belimde hissediyordum. O sırada karşıdaki duvar, bizi televizyondan izleyen binlerce insan tarafından kalple doldurulmuştu. Bir an tüm dengemi kaybettim, yataktan düşecek gibi oldum ve o sırada insanlardan

1

Yaşamla Ölüm Arasında Bir “Oğul”: Ahmet Erhan

Bana, yeryüzündeki tüm kelimeleri kucaklama isteğiyle yazma tutkusunu geri getiren Ahmet Erhan’a… 1958 yılında, daha sonra ölüme tutkun olacak bir şiir adamı doğar Ankara’da. Yaşadıklarını ilmek ilmek satırlara işleyecek, yaşamla en az kendisiyle kavga ettiği kadar kavga edecektir. Belki elinde olsa, ölüme bu kadar yakın durmasına neden olan hayata gelmeyecekti bile ama, bunun elinde olmadığını

mahalle-maçı-1

Savaş Çıkartmanın Kolaylığı

Barışı sağlamak zordur, savaşı sokakta çocuklar bile çıkartabilir. Annem salonda uyuyor. Beni de öğle uykusuna yatırmış. Yatırmış ama ben henüz uyumamışım, çünkü uykum yok. Yeni nesil annelerde kulaktan dolma bir şekilde yayılmış bir şey bu, çocukları öğle uykusuna yatırmak. Sabah kalktıktan sonra, peşimizden koşturdukları için yoruluyorlar zaar. Bir iki saat de olsun kafaları rahat etsin

Körler Diyârında Bir Çift Göz

Orada, O yitirilmiş diyarda ararım kaybettiğimi; Bazen kuytu ormanlarda Bazense geçit vermez yüce dağların başında.   Sessiz adımlarla ilerlerken ben Alacakaranlığı yırtarak gelir bir çift göz, Yürüyüşüme alayla bakar: “Ah, ne boş arayıştır!” der, Ne boş arayıştır yalnız insanın arayışı!   “Ama ne anlar ki o?” derim kendime: Ne anlar ki kaybolmamış olan arayışa çıkmaktan?

11951970_1617909488457206_7900370451744615318_n

Aydınlanma

Car si tu veux qu’ils se haïssent, jette-leur des grains. (Çünkü birbirlerinden nefret etmelerini istiyorsan, onlara tahıl fırlat.) -Antoine de Saint-Exupéry, Citadelle. İçinde pazarlanacak mamul örnekleri bulunan deri çantamı koltuğun üzerindeki rafa yerleştirmeyi başardığımda tren çoktan hareket etmeye başlamıştı. Dönüp etrafıma baktım ve vagonumu paylaşmakta olduğum diğer yolculara şöyle bir göz attım. İnsanların yüzlerinde tüm

Olmaklar

Beni tutup bir şiire gömdüler sıkıntı kimse görmedi patlayan karıncayı, kimseye etki etmemesi belki de sıkıntı çünkü masa da masa ellerimdeki eriyik bir mağlubiyet hissine aseton işlemiyor sıkıntı kafam bir imgeye değiniyor sıkıntı sığamıyorum kalabalıklara sıkıntı PALYAÇOYA KAMYON ÇARPIYOR sıkıntı icra edilen müzik sıkıntı her şey bir şekil alma telaşında, herkes şekilli kof, biteviye üzgün,

Görsel: Jaume Escofet/Flickr

Edebiyat Blogları Neden Öldü?

Yazının taslağı kafamda oluştuğu zamanlar, yaklaşık bir yıl önce, yazının başlığını “Edebiyat Blogları Öldü Mü?” olarak tasarlamıştım ancak aradan geçen süreyle birlikte bu başlığın, ne yazık ki, cevabı belli bir soruya dönüştüğünü gördüm. Evet, edebiyat blogları öldü. Peki neden? Elbette bu tek bir etkenle oluşan bir neden-sonuç ilişkisi değil. “Dört bıçak çekip vurdular dört kişi”

11883061_844789592295336_1622613844_o

Gönlünden Ne Koparsa

Kadir, üst geçidin önüne vardığında saat dokuzu on geçiyordu. İnsan kalabalığı süratle ilerlerken, o durup soluklandı. Eski bir alışkanlıkla yeniden kolunu kaldırdığında dokuzu halen on geçtiğini gördü. Bir sigara yakmak isteyince gömleğin cebinden sigarayı çıkardı, filtreyi ağzına götürdü. Kibriti aranırken bütün ceplerine dokunduysa da kibritinkine benzer bir şişkinlik bulamadı. Hay aksi! Sigarayı yeniden pakete yerleştirdikten

Söz Seğirmesi

yerle yeksan bir bakıma şimdi tüm sesleri tüm notaların şiirler devrik diller kadife geçerken uğramış bir kanadı kalifiye bir kuşun, bir götkuşağının yalnızca bir renginde doğmuş bir toprağı bir tohumun, ve kafiye olmasın diye açmamış bir çiçek ve gökyüzü kerhane ve bağlaçlar pezevenk. sözlerim seğiriyor dünya yankılarım kulaklanıyor kul aklanıyor tanrı artık fani kör olmuş

Posta Kurbağası

(“Olmayan hiçbir şey yoktur” – Şöylesine 3/1)  Alarm kurmadığım zamanlarda inadına vızıldayarak uyandırır beni, odamı paylaştığım bu karasinek. İşsiz güçsüz ve başarısız bir yazar olduğum için genelde alarm kurmama gerek kalmaz. Para kazanacak az iş yaparım. Yine de geçimimi sağlayacak kadar para kazanabilmeye özen gösteriyorum. Yarı zamanlı işlerde çalışır, kazandığım paranın bir kısmını faturalara, bir

11900541_1191512680875028_2016609987_o

Günlük Gibi, Mektup Gibi

Son birkaç haftadır vantilatörün karşısında uyumuyorum. Boş şişeleri günü gününe kapı önüne çıkarıyorum. Hiç aksatmadan, emin ol. Uzun zamandır sarhoş da olmadım. Yalnızca üzerinde mum yakmayı sevdiğin Johnny Walker şişelerini çöpe atmıyorum. Onları da toz tutmasın diye balkonda değil, elbise dolabında biriktiriyorum. Bol kahve içiyor, sadece yazıyorum. Çoğunu sonradan kullanmayacağım. Ne şiir ne de öyküye dönmeyecek kadar

Şükran Oteli

Bir eliyle tabağını tuttuğu fincandaki kahvesinden bir yudum aldıktan sonra Allah’ın emri ile istedi kızı oğluna. Kızın babası aksi. Daha önce de iki kızını evermiş, kıyamıyor son kızını elin oğluna vermeye. “Benim Yunan tohumuna verecek kızım yok!” diye cevap veriyor. Birden ateş basıyor bizim Ali’yi. Öfkeleniyor da belli etmemeye çalışıyor. Mübadele yıllarında gelmiş, göçmüşler ya

Yukarı