YENİ YAZILAR

11667912_817563908351238_1362413016_n

Yanılgı

Parlak, dalgalı saçları geniş omuzlarına dökülmüş bir kadın, uzun ince yolu tedirgince adımlıyordu. Güneş ışığı, saç tellerinde kırılırken dudakları olabildiğince gerildi, inci dişleriyle muzipçe gülümsedi. Yolun ağzına varınca yorulmuş gibi omuzlarını düşürdü. Ayaklarını yerde sürümeye başlamıştı. Her adımında çakıl taşları, asfalt ve ayak tabanları arasında sıkışıyor, ezilip sürüklenen taşlar tuhaf sesler çıkarıyordu. Yoldan geçen onca

11415460_10153697795149156_3445145726924349300_o

Seni Görmeye Geldiğim Zamanlarda

  Mayışmış insanları dirilten sert bir soğuk yayılıyor içeriye. Onu görür görmez tanıyorum. Sağ elimi kaldırarak işaret veriyorum. Buradayım. Aslında hep buralardaydım. Bana yaklaştıkça vücudumda anlayamadığım bir ürperti beliriyor. Niçin geldim sanki? Pekâlâ postayla da gönderebilirdim. Yıllardır unutmaya çalıştığım onu görmek mi istedim? Neye benzediğini, en önemlisi de bana benzeyip benzemediğini. Hiç değişmemiş. Dört yaşındayken

11304149_917276244980791_891755900_n

Her Şey Mübah

Spiker sordu: “Hazır mıyız?” Kameraman eliyle beşten geriye saydı ve başlamasını işaret etti. “İyi akşamlar sayın seyirciler. Ben spikeriniz Fırsatçı Fırıldak. Her Şey Mübah ekibi olarak, manyaklıkta sınır tanımayan bir son dakika haberi ile yine karşınızdayız. Önümüzdeki dakikalarda tüm bildiklerinizi alt üst edecek, inanılması güç bir olaya tanıklık edebilmeniz için elimizden geleni esirgemeyecek ve olay

TIZIANO Vecellio-354857

Aberto Diangelo’nun Tablosu

Sunucu önünde durduğu tabloyu işaret ederek konuşmaya başladı. “Her şey, yaklaşık olarak 6 yüzyıl öncesinde başlıyor, çok saygı değer baylar ve bayanlar. 16. yüzyılda Venedik’te adı sanı duyulmamış bir ressam, sis çökmüş sokaklarda tüm karamsarlığı yüzüne çökmüş bir vaziyette yürüyordu. Günlerdir iş arıyor, kapı kapı dolaşıyor fakat hiçbir sonuç alamıyordu. Gittiği her kapıda geriye çevriliyordu.

two-friends-having-a-chat-at-sunset-at-a-beach-f4-1

Tuhaf Bir Bilge

Uzun süre okumaya ara verdim. Bilge olduğumu hissettikçe âşık olmaktan uzaklaşıyordum. Önümde iki seçenek vardı. Ya bilge olup insanlardan uzaklaşacaktım ya da âşık olup saçmalamaya devam edecektim. Ben âşık olmayı seçtim, bilge olma fikri Kaan’a daha sıcak gelmişti. Sıcak bir ağustos akşamı evde olmamız lazım iken İzmir’in herhangi bir sahilinde bulmuştuk kendimizi ve o an

dönüş

Dönüş.

abisiz büyüyenlere… Ahmet, gözünden inen bir damla yaşın tuzlu tadını dudağında hissettiğinde, dakikalardır aynı sayfada olduğunu fark etti önce, sonra da gözlük takmadığını. Gözlerini, normalde insanı alıp sonsuzluğun ortasında bir kayığa oturtup mehtabı seyrettirmesi gereken kelimelerden ayırıp saate baktı. Bir müddet de akreple yelkovanın uyum içindeki uyumsuzluğunu ve odanın boş, bir ilkokul sınıfını anımsatan sessizliğine

ymmmm

YM Dergi’de Furuğ Var!

13. sayısında “aynı ruh yeni yüz” mottosuyla yenilenen, tasarımını değiştiren, içeriğini genişleten ve geliştiren Yalnızlar Mektebi, “YM Dergi” adıyla yaşadığı tüm zorluklara ve maddi sıkıntılara rağmen okurlarının da desteğiyle yeniden raflarda yerini alıyor. Furuğ Ferruhzad ve Sanatta İktidar Baskısı Bugüne kadar pek çok ismi kapağına taşıyan YM Dergi, bu kez İran topraklarına uzanıyor ve Furuğ

4r444

Bireyin Ölümünün Romanı: Martin Eden

1.1 GİRİŞ Genç ve eğitimsiz bir gemicinin yaşadığı yoksulluk, hayal kırıklıkları ve değişimlerden çok daha fazlası olarak okunması gereken Martin Eden, Amerikalı yazar Jack London’ın yarı otobiyografik olarak kaleme aldığı romanıdır. Romanın yayımlandığı 1909 yılından bugüne kadar gerek Amerika Birleşik Devletleri’nde ve tüm dünyada binlerce kez baskı yapmasının ardında London’ın yazarlığının kalitesi ya da ele

Muhtemelen İhtimallerden Öleceğiz

kavuşmak ihtimalli bir dizi cümleler kuruyorum sana dizim muhtemel çocukluk yaralarını hala saklar gibi sayıyor yerinde yok yani burada bir ihtimal yara kadar ağır yaradan da bir ihtimal sevgilim en az yara kadar kahır namümkün şeylerle ellerini tutmak tam bana göre sana varmak ihtimalli biletler aldım cam kenarından bindiğimiz otobüsün ne muavini var mavi gömlekli

jester

Bir Kâbusun Hatırası

Önümde sonsuza uzanan loş koridor, şamdanlardan yayılan ışıkla aydınlanıyordu. Koridorun zeminindeki yüzlerce balık soluksuzluktan can havliyle sağa sola zıplıyordu. Çanlar derin derin çalıyor ve bunaltıcı gürültü giderek artıyordu. Üç metrelik meşe kapı aniden açıldığında kendimi geniş bir salonda buldum. Zarif, kırmızı bir halı, salonu boydan boya geçiyor ve yüksekçe bir platformun üzerine yerleştirilmiş altın bir tahtın

11329661_10153323765702996_11620596_n

Dolunay/Kesişmeler

Küçük adımlarla yürüdü. Avluyu dört döndü bunu yaparken. Gök üstüne çökecekti neredeyse. Bulutlar, kıpkızıl güneş, o bildik akşamı karşılama halleri, avludaki bir iki sardunya koca bir yüktü sanki. Bir bağırıp çağırabilseydi, sesini yükseltmeyi öğrenseydi ya. Evin içinden yükselen yumuşak ses “Telefonun bağırıyor yine.” deyince irkildi. Gök yerli yerindeydi, bulutlar da. Yıldızlar sarmıştı koyulaşan maviyi. Ürküten

Nasıl Bir Edebiyat İstiyoruz?

Aslan Kral’ın ilk filminde babası Mufasa’yı amcasının hâinliği yüzünden kaybeden Simba’nın hikâyesi anlatılır. Simba krallıkta gezinirken birden binlerce hayvanın aslında göç yolu üzerinde olduğunu fark eder. Müthiş bir hızla ilerleyen hayvanlar arasında ölmek üzereyken kral olan babası hayvanların arasına dalar ve yavrusunu kurtarmaya çalışır, pek çok darbe de alır ancak nihâyetinde Simba’yı bir kayalığın üzerine

Yukarı