YENİ YAZILAR

12669759_1304327652926863_1533640014_o

Rüyalarda Ölünmeyeceğini Anlıyordunuz

Bana her baktığında, kendimi aynı yerde buluyordum. Sanki Cehennem’i özellikle bu renge boyayıp sonsuz acı ve yangını sevdiğim kadının gözlerine yerleştirmişlerdi. Hayat da rüyalar gibi, tam öleceğiniz anda gözlerinizi açmanız gereken bir şeydi. Ne var ki ölümünüzle beyne ulaşan o haber, aslında yüreğinize bir aşkın müjdesini veriyordu. İçinizde durmadan bir şeylerin ölmesine rağmen yaşamanızı sağlayan

Mustafa is twelve years old. He smokes cigarette. He’s been on the streets of Istanbul for about three years.

Kuyunun Dibi

Dipsiz bir kuyunun dibinde üç kişiyiz, üçümüz de kurtulmak istiyoruz. Bu konuda hemfikiriz. Kuyuya düşme sebeplerimiz ayrı sadece. Biz bu kuyuya düşmeyi hak etmedik… Biz çok iyi değiliz, bize bu kuyu bile haram, biz var ya biz, ah anlatsak size bizi. Bizi anlatmaya başlamak için önce birbirimize anlatmamız lazım bizi. Biz de bizi anlattık sizin

Dilen: Ci

Nereden başlanacaksa başlayalım travmaları sabitleyemiyorum gövdeme görüldüğü gibi değil değildiği gibi görü, türkçe’yle sevişmek isterdim hah beni bir kere Allah aşkına beni bir kere sözlük karıştırmak zorunda bıraksaydın bıraksaydın da bu günleri göreceğime sağır olsaydım beni bilmeseydi kimseler bir çiçeğe yapışıp kalsaydım toz gibi fiillerin özneyle ilişkisini düşünüyorum, başka işim yok çünkü özneler çarpışır fiiller

Bir Sır Soru

ba için bıçağım yok göğsümde emek verdiğim işler ilkokul okuyor sesimi sesinden geçirecek bir öğretmen gitmiş öğrenmek yalan gelmeyecek bulvar boyu bir ıslıkla su çağırdım gelmedi, anladım giderken söylenmiş her söz bir fotoğraf karesi oluyor, hayat bu dünya beni kullanmayı bıraktı ben dünyayı kullanmayı bıraktım araya girip çıkan zaman bir kere ağlayacak çocuk çek ellerini

Yorumsuz Şiir(ler)

1. a./ hiç olacak şey değil özleyişlerimi gökyüzüne değdirecekken tam dilim sürçüyor, çünkü tanrı giriyor araya “bir sevda öksesinde”* çırpınmak nedir onu öğreneceğim, tanrı işime karışmasa demek: istemiyor tanrı erdenlikle yaşayayım başkalaşayım ruhum nesnel dünyadan, kalbim aklımdan binlerce mızrak boyu yukarda beni nedense sevmiyor tanrı dert değil, dünya halkları da sevmiyor zâten kalbimin kuytusunda pinekleyen

Miheme’ye Geç Kalınmış Bir İkaz Mektubu

Bu kış ölmeseydin bu kış da komünizm gelmeyecekti Miheme sana emek sermaye çelişkisinden de bahsedebilirdim otuz beş günlük bir bebeğin neden öldürüldüğünden de gün otuz beş yolun yarısı eder mi? Eder Miheme çünkü ölüm bir devlet mesaisi cesedinin hâlâ alınamadığı yerde. Bak ben dededen Fanoncuyumdur Miheme şiddeti ve yasasını ezberden söyleyebilirdim sana ama işte evdeki

Ekran Görüfsdfdsfsntüsü (117)

Görkemli Çaresizliğin Şairi: A.H. Tanpınar

    “Ben [şiirimde] kendimi mi alacağım? Yoksa bir sembolde mi gizleneceğim? Asıl mesele bu. … Personnage [şahsiyet] mühim mesele.”[1] İşin en çıkılmaz noktasında Tanpınar, şiirlerinde kendi üzerine sembollerle bezeli tülden harmaniyesini geçiriverdi. Ceplerinde Bergson’dan kalma sezgisel zaman kırıntıları. Tanpınar, şiiri eser verdiği diğer yazınsal türlerden hep ayrı tutmuş, az şiir yazmış, bazı şiirlerinin üzerinde

12626188_10153896042409169_1096455857_n

Bir Yeşilçam Şairi – 2: Sadri Alışık

“Ben bir İstanbul yalnızıyım İçerim hep hasret çarşısı İşim budur geceleri sevgiler satarım Mehtaplar denizler çiçek kokuları satarım Hasret çarşısıdır rengarenk bu dükkan Gündüzleri kapanır Renklerin hepsini satarım da Maviyi bir çift gözde kendime saklarım…” Kör şeytan bu ya, yakın bir dostunu ziyaretten sonra evine dönerken, önündeki aracın ani frenini fark etmeyip arabaya arkadan çarpması

Dilemma

ceketimi astım durakta bekleyen adamın telaşını da günler keder yaylısı gibi üzerime gelirken önümü kesip mendil satan çocuğa baktım – bir mendil dedim hepimiz için   odamı topladım her dağınıklık biraz anne sayıklaması olsa da bunu yaptım   ceketimi asacak yer yok yolun sonundaki yasemin bilmeyen hazin aktarda uçlardan bir ses duydum – ciğerinizin güftesi

besiktas-uskudar-vapur-seferleri-saatleri-4783e1

Veda Duâları / VI. Duâ

I. duâ II. duâ III. duâ IV. duâ V. duâ Yaşamak yalnızca beklemekten ibaretmiş, anladım. Anladım, dünya bir serçenin ürpertisi içinde deverân eden ufacık bir kafesmiş. Ve o serçe ben iken, sen içimde dönüp duran kafesmişsin. Bunun ayırdına vardığım, yani seni ilk gördüğüm günden bu güne kalbime inen perdeyi aralamak için dua ediyorum, bunu biliyorsun.

IMG_9762

Şiir Asla Saçmalamadı

dirim ölümden cesur; hiçliği doldurdu kahkahasıyla kutsal olmaktan çıkardı sevişmeyi ter ve lekeyle yırtıldı bilinmez olan haykırdı, acı çekti, kin kustu, öç aldı rengiyle, müziğiyle, sesiyle sağalttı yaralarımızı şiir ısrar etmedi, ihanet etmedi, dava etmedi her belirsiz şüpheyi kesin şüpheleriyle kalınlaştırdı bir şeyi bildiğini iddia etmedi asla ve fakat şiirin dediğinin tersi de ispat edilemedi

Dört Adım

I dilerim vitrin ehlin müebbet uykusunu feryat taksimlerinden yaksın talih-i kara desem betondan hançerler içinde vehbi usu aman dilinden bir bir söylesem yâd eyler fırat’ın beslediği tüm kesbi mevsimler II rivayet taşımaktan yorulmuş takvalar geçiyor omuzlarımızdan tereddüt içinde desem yeis gövdeler içinde sesimi yâr zülüflerinden gümrah kıl duysun ağyar bu meyanda duyulsun duyulacaksa rivayetler III

YM Kitap

”Bir Mucize Gibi Bakabileyim Diye Hayata Gözlerini Bende Bıraktın”

“Bedo, bu haftaki kitap tavsiyesini sen yapar mısın?” diye bir mesaj geliyor Devran’dan. “Elbette.” diye yanıtlıyorum onu. Günlerden pazartesi ve masamın üstündeki envaiçeşit dosyanın arasında “Acaba neyi tavsiye etsem?” diye düşünüyorum. İcra dosyaları, suç duyuruları, iş dosyaları herhangi bir fikir vermiyor bana. O’na soruyorum hemen, birkaç kitap sıralıyor. Önerdiği kitaplar aklıma yatıyor ama şımarmasın diye

Burjuvaziye Grotesk Bakış: Kral Übü

Absürd tiyatronun öncüsü, kara güldürünün ustası sayılan Alfred Jarry’nin avangard eseri Kral Übü maalesef günümüzde bile geçerliliğini kaybetmemiş bir konuyu ele alıyor: “İnsanlığın başına geçmiş olan burjuvazinin evrensel budalalığını, akıl almaz açgözlülüğünü, korkunç zorbalığını ve canavarlığını…” Ancak Kral Übü bir yana (zamanla yarattığı karakterle bütünleşecek ve Übüleşecek olan) eserin yazarı Alfred Jarry’e değinmek lazımdır her

“Bedenen ya da ruhen, kimse savaştan sağ çıkamaz”

“Birisi barışı başlatmalı, tıpkı savaşı başlattığı gibi.” Stefan Zweig 1933 yılında Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi, Almanya’da oyların %43,9’unu almıştı. Tek başına iktidara gelen Hitler, iktidarının ikinci ayı itibariyle, üniversitelerde, tiyatrolarda ve kütüphanelerde büyük bir “temizlik” operasyonuna başlamıştı. Almanya’nın Berlin, Münih, Frankfurt gibi büyük kentlerinde şehir meydanlarına kamyonlarla binlerce kitap taşındı. Kütüphaneler, üniversiteler zararlı kitaplardan

Bu İşler Tam Da Satranç Gibidir

Polisiye edebiyatımızdaki son dönem gelişmeler üzerine düşününce ve Ocak 2016 başlarında yayın hayatına başlayacak Türkiye’nin ilk polisiye dergisi 221B’nin heyecanıyla sizlere polisiye bir romandan bahsetmek istedim. Polisiye romanlarından çokça söz ettiren Ahmet Ümit veya Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi ile adını duyurup zirveye çıkan Emrah Serbes’ten bahsetmeyeceğim. Her ne kadar polisiye türü “edebiyat mıdır?” tartışmalarının

“Sevgilim İstanbul”: Acının, Hayalin, İnsanın Kenti

Boğaza bakan balkonda içilen rakıya eşlik eden bir İstanbul var. Yakınında olmadan da vapur düdüklerinin seslerinin duyulduğu, oltası sallansın diye bekleyen balıkçının yüz çizgilerinin görüldüğü bir İstanbul. Milyonların bastığı yerin altında acılar biriktiren bir İstanbul da var. Yakınında olduğunda bile insanın duymadığı çığlıkların, baktığında feryadını görmediği yüzlerin İstanbul’u. Burhan Sönmez’in üçüncü romanı İstanbul İstanbul, tek

Bireyin Ölümünün Romanı: Martin Eden

1.1 GİRİŞ Genç ve eğitimsiz bir gemicinin yaşadığı yoksulluk, hayal kırıklıkları ve değişimlerden çok daha fazlası olarak okunması gereken Martin Eden, Amerikalı yazar Jack London’ın yarı otobiyografik olarak kaleme aldığı romanıdır. Romanın yayımlandığı 1909 yılından bugüne kadar gerek Amerika Birleşik Devletleri’nde ve tüm dünyada binlerce kez baskı yapmasının ardında London’ın yazarlığının kalitesi ya da ele

Yukarı