YENİ YAZILAR

Giz

‘‘Hayatın tüm sırlarına eriştiğinde ölümü arzularsın; çünkü o da hayatın sırlarından biridir.’’ ‘‘Kim demiş?’’ ‘‘Adamın biri işte…’’ Balkonda oturmuş şarap içiyorlardı. Şişedekini plastik bardaklara döküyorlardı. Baharın sıcağı enselerine bir tutam bırakıp kaçıyor, onlar da nedensizce kaşınan enselerini okşayıp duruyorlardı. H. bir süre sessizce dışarıyı izledi. Gürültü, gürültü, yalnızca gürültü… M. dışarıyı dinledi. İnsanlar, yürüyorlar… Buraya

image2

Küskün Müzikal: Küstüğüm, Acım Değil

Şehir Tiyatroları sahnesinde İstanbul Efendisi ve Şark Dişçisi’ni izlemiş olanlar müzikal dendiğinde neden akla ilk gelen ismin Engin Alkan olduğunu çeşitli birçok sebeple açıklayabilirler. İki saati aşkın süre boyunca müzik ve sözün, kostüm ve dekorun birbirine katkı sunduğu bu şölenlerde seyirci tempo tuttuğu şarkıların sözlerinin, ritminin ve müziğe eşlik eden dans figürlerinin incelikle sahnelere yerleştirildiğini

under_a_lonely_sky_by_mordachai71-d4fy7tx

İki Kişilik Bir Uçurum

kullanılmış, eski bir uçurum aldım kendime gün ortasında durup korkusuzca saate baktığınız yerden henüz kendisini çağırdığım bir ismi yok yeri de yok şimdilik hiçbir haritada günü gelir de kenarında bulursam diye kendimi bir iki de ağaç edindim bu defa kadınlarınıza çiçek aldığınız yerden koca bir atlas sediri ve birkaç okaliptüs sırf unutmayın diye sırf bari

11084531_10153170777053232_2112741209_n

Yeni yas(ş)ım kutlu olsun!

“İlk defa uçurtma uçurmaya çalıştığımız zamanı hatırladım bu sabah. Gazete kağıdından bir kuyruğu vardı. Elektrik tellerine takıldı. Daha sonra bir daha uçurma fırsatım olmadı. Eskiden evimizdeki çiçekleri hiç sevmezdim. Ne gerek vardı ki? Ne diye insanlar evlerinde çiçek beslerlerdi? Hadi çiçek verenleri bir nebze kabullenmiştim; ama çiçek bile açmayan safi yeşil yaprak olan süs bitkilerine

11118003_781043465336616_1045271413_n

Rakı, Kırmızı Karanfil ve Yeni Gelen Gün

Fotoğraf: Fatoş Usta “Hatırlar mısın? Duvarın dibine iki sandalye çekmiş, yan yana oturmuştuk. Konuşmuyorduk. Yalnızca önümüzde akıp giden insanları, onların anlamsız telaşını seyrediyorduk. Sonra… Sonra ne olmuştu da sureti değişmişti insanların? Bu soruyu farklı biçimlerde yineleyerek sorduk birbirimize. Ama şimdi ikimiz de iyi biliyoruz, değil mi arkadaşım? O gün orada usulca seyrettiğimiz; tükenen boş bir

11133753_10205435522901658_9016509529193670325_n

Hakkında Bir Şiir

Üç… İki… Bir… Oyun! -Yani ağbi, o arabalar falan efsane anlıyo musun o pozlar, o şatafat filan. Başka bir kafa o kafa. Lisedeki arkadaşlarımdan erkek kökenli olanlar mesela, hepsi polis oldu. Ya da emret komutanım. Üç-beş sene rezillik, sonra kral gibi para. Öyle zannediyorum. Ama işte ben (oyuncu kişisi burada dilerse ağlayabilir, inisiyatif tanınmıştır) ben

OI_YMşk

Ömer İzgeç: “Bir yazı işçisi yazdığı metne titizlikle yaklaşıp kelimelerin peşinden sabırla gitmeli.”

Ömer İzgeç ile Bozadam’ı, ülkemizdeki fantastik algısını, bu türde yazmanın zorluklarını konuştuk ve tabi ki fantastik diyarlara savrulduk. Belirsiz bir zaman ve makanda iç içe geçen hikayelerde kaybolduk. Ormanda büyüklerden uzak tek başlarına yaşayan çocukların, bitkileriyle kendi rayihalı evrenini kurmuş Aktar’ın, topraklarından sürülen bir ırkın, yonttuğu kuklalarıyla hüzünlü bir oyun sahneleyen Büyükbaba’nın ve bir ırmağın

Yalnızlar Mektebi fantastik diyarlarda!

İki aylık edebiyat/kültür-sanat dergisi Yalnızlar Mektebi fantastik diyarlara yelken açıyor. “J.R.R. Tolkien ve fantastik edebiyat” temalı 12. sayısıyla raflardaki yerini alan dergi yine dolu dolu 56 sayfa. Dünyanın en çok okunan eserlerinden Yüzüklerin Efendisi’nin yaratıcısı Tolkien ve onun izleğinde ilerleyen fantastik edebiyatın konu edildiği bu sayıda, Mektep Sohbetleri’nin konuğu yerli fantastik edebiyat denince akla ilk

Agorafobi

Başka biri olabilirdim… Herhangi biri… Sokaktaki insan yığınlarının arasında bunalmış bir şair olabilirdim mesela… Umumi tuvalette annesi donlarını toplarken bön bön etrafa bakan sekiz yaşında bir oğlan olabilirdim ya da trafik ışıklarında bekleyen yaşlı bir adamın sadık dostu kabarık tüylü bir köpek… Yağmurla yıkanmış ağaçların yapraklarından düşmek üzere olan bir su damlası olabilirdim… Ya da

11024703_10153150255214029_4797886892961654811_n

Edip Bey, Biz Kendimizi Boşuna mı Soruyoruz Kendimize?

“belli ki susmak yaratılmamış şekliydi dünyanın” Belli ki… Kış rehavetinin sessizliğiyle, keyif veren kasvetinin tuhaflığında, biraz melankolik biraz da coşkun ruh halinden kaynaklı yolda olma hali. Kimsesizliğinde, içinde bir yerlerde bitmek bilmeyen hüzün taşıyan kişinin, o tarifsiz coşkunluğuyla olma… Anlamayan -anlamamazlıktan gelen- birisi için buhran ve bohem. Anlayan için yaşamanın güzelliği…  Anlıyordum, bir aşk akımı dolanıyordu

alexandria

Bir Yol Öyküsü ve Nil’in Tanıklığı II

Kentlerin kuytularında ve gölgelerinde gezginlerin keşfi başlar. Her coğrafya kendi geçmişinden bugününe taşınan nice öyküyü anlatır yabancı kaşiflere. Buyur eder şehirlerin ılıman iklimlerine. Akdeniz’dir kordon boyu sahile açılan sokaklarında insan ve tuz kokusunun karıştığı. İskenderiye’nin o ılıman ikliminde Akdeniz’e açılan kordonu boyunca ocak ayının ortasında üşümezsiniz, titreme sarmaz içinizi. Gözünü karşı kıyının belli belirsiz ufuk

4301 (1)

Anılarınız Değerinde Alınır: Küskün Anılar Sergisi

“Bir yaprak küskün küskün bakıyor bana.” Hani kasvetli günler vardır, insan yataktan çıkmak, işe gitmek, bir şeylerle uğraşmak istemez. Hava gri deseniz değildir, sarı deseniz rengi tutmaz. İşte öyle bir gündü bugün de. Evden çıkmasam içimde hissettiğim sıkıntıdan kurtulamayacakmışım gibi gelmişti. Evet içimde senelerdir taşıdığım bir ağrı var. Böyle günlerde nükseden ve geçmeyecekmiş hissi uyandıran…

Yukarı