YENİ YAZILAR

kellycarmody

Ti

“Ananneeee.” “He paşam, söyle.” “Doyduuuuuum.” “Bir gıdım bir şey kalmış oracıkta. Bitiriver yavrum.” Çiğnedikçe ağzımda sakız olan şu et parçasını yutmak ne zordu. Patlayacaktım. Hep böyle olurdu ama patlamazdım. Balkondaki mandallara dönmeliyim çabucak. Renk renk. Ağzı düz, yuvarlak. Bazısı plastik, bazısı tahta. Onlar kuşlarım benim. Kırmızılar akbaba. Yeşiller papağan. Maviler kırlangıç. Tahta olanlar kartal. Ağzı

İyi Olmamanın Coğrafyası

Bizden çalınan yaşamlar var burada. Dört tarafı katillerle çevrili coğrafyaya bu ad verilir, değil mi? Katil coğrafyası. İyi olamamanın coğrafyası… Topraktan biter gibi katillerin olduğu bir coğrafya burası. Burası, evet burası Tezer’in de dediğine biraz katık yaparak, bizi öldürüp yırtık ayakkabıyla yol ortasında bekletenlerin, öldürüp üstümüze gazete serenlerin ülkesi. Sokak arasında bizi dövüp ölüme terk

Sisyphus

Niteliksiz

sıkıntıyı derime çiniyle işleyenlere… Ne yapıp ettim, gittim o gün o masaya oturdum. Belki de benim de bildiğim bir konu vardı. Sıranın bana gelmesi için bekledim ama gelmedi. Hem bana demişmişlerdi, söz beklemek öyle Ramazan pidesi beklemeye benzemez diye. Ağzımı açtım. Ağzımda ekmek kırıntısı varmış da kuşlar bunu bekliyormuş gibi aldılar ağzımdakini. Gözlerimi açtım, sanki

3f

“Sevgilim İstanbul”: Acının, Hayalin, İnsanın Kenti

Boğaza bakan balkonda içilen rakıya eşlik eden bir İstanbul var. Yakınında olmadan da vapur düdüklerinin seslerinin duyulduğu, oltası sallansın diye bekleyen balıkçının yüz çizgilerinin görüldüğü bir İstanbul. Milyonların bastığı yerin altında acılar biriktiren bir İstanbul da var. Yakınında olduğunda bile insanın duymadığı çığlıkların, baktığında feryadını görmediği yüzlerin İstanbul’u. Burhan Sönmez’in üçüncü romanı İstanbul İstanbul, tek

Bana Şeyler Oluyor

“Günümüz toplumsal düzeni istatistiki bir düzendir.” Jean Baudrillard, Kötülüğün Şeffaflığı   Tuttum geceyi öptüm, dudağım da kanadı Bir gerçek tersine saplanıyor şimdi, mesela t harfine Ellerimde eriyik bir mağlubiyet hissi Kafam bir imgeye değiniyor tuhaflığı; Tuttum geceyi öptüm, dudağımda kan ağıdı. Kurtulduğum bir ip var Kurutulduğum bir ip daha Kestirme yolda edilgenlik kayboluyor Kola şişesinin

120h07b

Sanatın Öfkeyle İmtihanı

Sanat inatçıdır. Duyumsadığı, tanık olduğu, kendisini bir alt üst oluşun içine sokan her gerçekliği, varlığının içinde özümseyecek ve çözümleyecek bir inatçılıktır bu. Hatta yokluk, yoksulluk ve nice yalnızlığın seslenişi sinema karesinden, mürekkepten taşan beyaz kağıdın solukluğuna birçok sanatsal yaratıcı sürecin olmazsa olmazı olmuştur. Kafka’nın dehlizlerdeki yalnızlığından, Tarkovski’nin derin bilgeliğin içinde dünyanın ve insanın açmazlarını kavrama

11663998_1599908520257303_770387682_o

Arzukent Kanalizasyon Taşkını

Güneşli Tepeler’den kavşağa inip, Karadelik Tapınağı’ndan yeraltı çarşılarının bulunduğu yöne sapınca, üç şeritli ana caddeden daha geniş olmasına karşın güç bela adım atılabilen kalabalık bir kaldırım yer alır. Otobüs, minibüs, metro ve tramvay gibi birçok toplu taşıma hizmetinin durakları arasında bağlantı noktası niteliği taşıyan bu dev kaldırım bilhassa iş çıkışı saatlerinde yoğunluktan dolayı Arzukent’in atardamarı

bir taş üzerinde uyumak beyânındadır

  birinci bap zamanın ve hakikatin parçalanamazlığı mıdır gerçekten bildiğimiz yaşamın inşâsı? üzerimdeki bu geçimsizlik hırkasını kim dokudu dünyanın ayağı sakat tezgâhlarında? peki bu gözünün cilâsı kaçmış onca insan karşımdaki: elimdeki silah? ikinci bap ölüm ve yaşam kan ve mecnun cinayet ve cinnet ölüm: bir çiçeğin koklanamazlığıdır şair olamayacak kadar yakışıklı tuvalet bekçileri için yaşam:

11667912_817563908351238_1362413016_n

Yanılgı

Parlak, dalgalı saçları geniş omuzlarına dökülmüş bir kadın, uzun ince yolu tedirgince adımlıyordu. Güneş ışığı, saç tellerinde kırılırken dudakları olabildiğince gerildi, inci dişleriyle muzipçe gülümsedi. Yolun ağzına varınca yorulmuş gibi omuzlarını düşürdü. Ayaklarını yerde sürümeye başlamıştı. Her adımında çakıl taşları, asfalt ve ayak tabanları arasında sıkışıyor, ezilip sürüklenen taşlar tuhaf sesler çıkarıyordu. Yoldan geçen onca

11415460_10153697795149156_3445145726924349300_o

Seni Görmeye Geldiğim Zamanlarda

Mayışmış insanları dirilten sert bir soğuk yayılıyor içeriye. Onu görür görmez tanıyorum. Sağ elimi kaldırarak işaret veriyorum. Buradayım. Aslında hep buralardaydım. Bana yaklaştıkça vücudumda anlayamadığım bir ürperti beliriyor. Niçin geldim sanki? Pekâlâ postayla da gönderebilirdim. Yıllardır unutmaya çalıştığım onu görmek mi istedim? Neye benzediğini, en önemlisi de bana benzeyip benzemediğini. Hiç değişmemiş. Dört yaşındayken neyse

11304149_917276244980791_891755900_n

Her Şey Mübah

Spiker sordu: “Hazır mıyız?” Kameraman eliyle beşten geriye saydı ve başlamasını işaret etti. “İyi akşamlar sayın seyirciler. Ben spikeriniz Fırsatçı Fırıldak. Her Şey Mübah ekibi olarak, manyaklıkta sınır tanımayan bir son dakika haberi ile yine karşınızdayız. Önümüzdeki dakikalarda tüm bildiklerinizi alt üst edecek, inanılması güç bir olaya tanıklık edebilmeniz için elimizden geleni esirgemeyecek ve olay

TIZIANO Vecellio-354857

Aberto Diangelo’nun Tablosu

Sunucu önünde durduğu tabloyu işaret ederek konuşmaya başladı. “Her şey, yaklaşık olarak 6 yüzyıl öncesinde başlıyor, çok saygı değer baylar ve bayanlar. 16. yüzyılda Venedik’te adı sanı duyulmamış bir ressam, sis çökmüş sokaklarda tüm karamsarlığı yüzüne çökmüş bir vaziyette yürüyordu. Günlerdir iş arıyor, kapı kapı dolaşıyor fakat hiçbir sonuç alamıyordu. Gittiği her kapıda geriye çevriliyordu.

Yukarı