YENİ YAZILAR

KRZYSZTOF KIESLOWSKI

Sinemanın Keşfi: Krzysztof Kieslowski

“Sinema hiçbir şeyi değiştirmez; ama insanların bir çok şeyi anlamalarını sağlar. Dünyayı değiştirecek olan şey filmler değil, o filmleri izleyen insanlardır.” Krzysztof Kieslowski Bazı yazarlar kendilerini ele vermek istemez. Onların ağzından tek bir şey duyamazsınız, bir yazıyı ya da şiiri yazarken hissettiklerine dair. Ama bu bana göre değil, hayata karşı hep kartlarım açık oynadım ve

yeşil öyskü

Kayıp Taşlar Üzerine Kısa Hikâye

Rûya denilen o kulaç işlemez suların içinde, yürümeyi henüz öğrenmiş bir çocuğun adımlarını andıran tekinsiz dönemeçlerinden yapılmış dibi kurum bağlamış sokaklara varmayalı kim bilir kaç sene oldu. “Çok güzel bir yeşil taş buldum, hemen gel – Zorba.” elimde böyle bir not… Uyumadan evvel okuduğum romanın en çok aklıma kazınan cümlesi olacak, derin uykumun koltuk altlarına

original

Couvade Sendromu

Masa başında oturmuş, sayfaları çeviriyordu. Sayfalardan odaya iyiden iyiye bir de gürültü yayılıyordu ki. Alabildiğine sinirli. Arada elindeki kitabı bırakıp duruyor, sessizce düşünüyor, sonra tekrar kaldığı yerden devam ediyordu. Arasa bulabileceği ama bulmak istemediği, burnunun ucunda ama görmek istemediği bir şeyler arar gibi. Kulakları mutfaktaydı. Kapı aralığından sızan seslerde. -Ay şekerim, ne bundaki afra tafra?

11051153_1559352374312918_509852824_n

Bir İmge Tiryakisinin İtirafları

Üzerleri elmas, zümrüt ve yakut gibi çeşitli değerli taşlarla işlenmiş çift kanatlı devasa kapılarla yüz yüzeydim. Kendimi sultanın haremine gizlice giriyormuşum gibi hissediyordum. Ne zamandır bu kapıların önünde durduğuma dair en ufak bir fikrim yoktu. Bakışlarımı aşağı indirdiğimde göğsümde kavuşturmuş olduğum ellerimin arasında kırmızı bir kâğıt tutmakta olduğumu fark ettim. Yakından incelediğimde bunun bir çeşit

11065371_10206012024649035_1990761595_o

Gri

  Ardıç son iki ay evden dışarı adımını atmadı. Dışarı çıkmaya karar verdiği sabah tan yeri ağarırken perdeleri açtı. Yarım saat sonraki amberi müjdeleyen ılık çivit rengi içerideydi. Bulaşıkları yıkadı, çöpleri attı, sinekkaydı tıraş olup, duş aldı. İş merkezine yürüyerek gitmeye karar verdi. Dükkanın önüne vardığında sarı tüyleri yaz güneşiyle yol yol dökülmüş kırma ona

11040019_10153154183714169_1442477244_n

1973’te Çekilmiş Bir Dram: Canım Kardeşim

1973 yılında çekilmiş, kadrosunda Tarık Akan, Halit Akçatepe, Kahraman Kıral, Metin Akpınar, Adile Naşit, Kemal Sunal gibi birçok ismi barındıran bir dram filmidir, Canım Kardeşim. Kimisi bu filmi hatırlamaz, kimisi travmatik yaklaşıp her seyrettiğinde ağlar, kimisi beğenmez duygu sömürüsü olarak görür filmi… Filmle alakalı, çeşitli mecralarda birçok yorum okumak mümkün. Genel kabul gören görüş ise,

Şiir Kuytularına Sinen Koku Daima İç Bunaltıcıydı

yazdım, ölebilirim “eczanın yatıştıramadığıdır tin  kaç yıl gitsen de varamazsın kendini heder eden tek harfe bile her adım biraz daha azdırır büyük yolculuğu tin bağımsız gezer tenden” adem akıncıoğlu   “en çok kendi karanlığımla öpüştüm” Bünyamin Durali   dedim ki; kırk sayfa şiirimi havaya savurdum gölgemi de veririm hiç düşünmeden   şiirin kuytularına sinen koku

bloody_winter_wallpaper_no_artist_name-9902

Kırmızı Ağıt

“-Ölümün bir insanda doğruladığı- İyi ki geldiniz burada bulundunuz her şey öyle uzun, biz soğuğuz ve öyle solgunuz…” (Turgut Uyar) Ölümün sıradanlaştığı, kar beyazının giderek kan kızılı bir renge döndüğü günlerde yazıldı bu satırlar. Ölüm tapınaklarında her gün yeni kurbanlar veriliyor o kutsal ayinlerde. Aslında bütün renklerin içinde kirlenen beyazın da havanın ayazındaki en büyük

Kardan Adam

Çocuk parkında hiç çocuk yoktu. Hava soğuk ve karlıydı, estiriyordu. Ağaçların çıplaklığı beyazlarla örtülmüştü. Salıncaklar kimsesiz, kaydırak buz tutmuştu. Dizlere dek gelen kar, geçip giden kabanların heyecandan yoksun adımlarıyla lekelenmişti. Isınmıyordu dünya, ısıtmıyordu güneş. Yine de, saçaklardan buzlar sarkıtan zorlu hava şartları, ekmek peşinde koşan yığınların kayıtsız gönlünden daha soğuk değildi. Yakalar yukarıda, boyun, omuzlar

Çöküş

* Hissizleşiyordum. Günden güne hissizleşmek, hiçbir şey hissetmemek… Uzun süredir ağlayamıyorum örneğin. Etrafımdaki birçok kişiye en son ne zaman ağladıklarını sordum. Aslında onlar da benden pek farklı sayılmazdı. Nefes nefese kaldıktan sonra yana devrildim, ona da sordum. “En son ne zaman ağladın?” Uzun sure düşündü. “Hatırlayamadım, yakın zaman olmadığı kesin ama…” Kalktım, üstümü giyinip hiçbir

mikayil-mc3bcc59ffiq-ec59fiyle

Bir Azerbaycan Şairi Üzerine Kısa Bir Not ve “Gene O Bağ Olaydı”

  Soğuk günler yaşıyoruz ve bu soğuk günler biz edebiyat hamalları, biz gam deryâsının rotasız kayıkları için çok garip ve azaplı geçiyor. Bursa’nın belki en ışıklı, en vıcık semtinde kendi hâlinde bir kitapçımız var. Ve bu semtin en sakin insanları bizim arkadaşımız. O sebeple az ve çok sessiz insanları tanıyor ve onlarla muhabbetimizi harlıyoruz. Turan

DSC_1534

Neslihan Önderoğlu: “Gerçeklik sizin onu algılamanızdan bağımsız olarak vardır.”

İlk kitabınız “İçeri Girmez Miydiniz?” ile Haldun Taner Öykü Ödülü’nü kazandınız. Verilen edebiyat ödüllerinin bir yazara kazandırdıkları yahut kaybettirdikleri nelerdir sizce, bu konu hakkında  ne düşünüyorsunuz?  Daha önce de çeşitli vesilelerle söyledim bunu, ödül sizi görünür kılar. Bu yadsınamaz bir gerçek. Daha fazla sayıda okur tarafından keşfedilme şansını verir size. Kaybettirdikleri demeyelim de zorluğu da

Yukarı